Türk Ceza Kanunu (TCK), kamu sağlığını ve toplum düzenini korumak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarına karşı ciddi yaptırımlar öngörmektedir. Bu suçlar arasında, özellikle kişisel kullanım amacıyla uyuşturucu madde satın alma, kabul etme, bulundurma veya kullanma fiilleri, TCK’nın 191. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Bu madde, uyuşturucu madde bağımlılığıyla mücadelede hem cezalandırıcı hem de rehabilite edici bir yaklaşım benimseyerek, faillerin topluma yeniden kazandırılmasını hedefleyen bir dizi mekanizma sunmaktadır. Ancak, bu mekanizmaların doğru anlaşılması ve uygulanması, hem hukuk uygulayıcıları hem de bu süreçlerle karşılaşan bireyler için büyük önem taşımaktadır.
Bu makale, TCK m. 191 kapsamında düzenlenen “Kullanmak İçin Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Bulundurma” suçunun hukuki çerçevesini, temel cezasını, soruşturma aşamasında uygulanan Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (KDAE) kararını, denetimli serbestlik sürecini ve bu süreçteki “ısrar” şartının Yargıtay içtihatları doğrultusunda nasıl yorumlandığını detaylı bir şekilde inceleyecektir. Ayrıca, kenevir ekme suçu ile bu suç arasındaki içtima ilişkisi, etkin pişmanlık hükümleri ve trafik güvenliği ile ilgili uyuşturucu madde etkisiyle araç kullanma suçundaki değişiklikler de ele alınacaktır.
1. KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMA SUÇU (TCK M. 191)
Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinin birinci fıkrası, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişiye yönelik cezai yaptırımı düzenlemektedir. Bu suçun temel cezası, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır (Türk Ceza Kanunu, m. 191/1 ). Bu düzenleme, uyuşturucu madde kullanımının ve kişisel amaçlı dahi olsa bulundurulmasının toplum sağlığı ve güvenliği üzerindeki potansiyel olumsuz etkilerini önlemeyi amaçlamaktadır. Suçun oluşabilmesi için failin uyuşturucu maddeyi ticari bir amaçla değil, münhasıran kendi kişisel kullanımı için temin etmesi veya bulundurması gerekmektedir. Ticari amaçla uyuşturucu madde bulundurma veya imal etme fiilleri ise TCK’nın 188. maddesi kapsamında çok daha ağır cezalarla yaptırıma bağlanmıştır.
“Kullanmak için bulundurma” ile “ticaret amacıyla bulundurma” arasındaki ayrım, yargılama pratiğinde en kritik noktalardan biridir. Yargıtay, bu ayrımı yaparken, ele geçirilen uyuşturucu maddenin miktarı, türü, paketlenme şekli, bulundurulduğu yer, failin sosyal ve ekonomik durumu, geçmişteki uyuşturucu madde kullanımı veya ticaretiyle ilgili kayıtları gibi birçok faktörü birlikte değerlendirir. Örneğin, küçük paketçikler halinde hazırlanmış, hassas terazi veya paketleme materyalleriyle birlikte ele geçirilen uyuşturucu maddeler genellikle ticari amaçla bulundurulduğuna işaret ederken; tek parça halinde ve kişinin günlük kullanım miktarlarını aşmayan miktarlar, kişisel kullanım kapsamında değerlendirilebilir. Bu ayrım, suçun vasfını ve dolayısıyla uygulanacak cezanın ağırlığını doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda, Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2025 tarihli bir kararında, uyuşturucu madde ticareti yapma suçunda sanığın ve eşinin tutuklanma korkusuyla verdikleri ifadelerin hukuka uygunluğunun CMK 148/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu kapsamında kalıp kalmadığının tespiti önem arz etmektedir. Bu durum, delillerin elde ediliş biçiminin ve failin amacının suçun vasfını belirlemede ne denli kritik olduğunu göstermektedir.
2. KAMU DAVASININ AÇILMASININ ERTELENMESİ (KDAE) SÜRECİ
Uyuşturucu madde bağımlılığının bir halk sağlığı sorunu olduğu gerçeğinden hareketle, TCK m. 191 kapsamında işlenen suçlarda, ilk kez bu suçla karşılaşan şüphelilere yönelik özel bir iyileştirme ve rehabilite etme mekanizması öngörülmüştür: Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (KDAE) kararı. TCK’nın 191. maddesinin ikinci fıkrasına göre, bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesindeki genel şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesi zorunludur (Türk Ceza Kanunu, m. 191/2 ). Bu karar, şüphelinin denetim süresi boyunca belirli yükümlülüklere uyması halinde hakkında dava açılmayacağı ve adli sicil kaydının temiz kalacağı anlamına gelir.
Cumhuriyet savcısı, KDAE kararı verirken şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda yazılı olarak uyarır. Bu uyarı, şüphelinin hukuki durumunu anlaması ve yükümlülüklere riayet etmesi açısından hayati öneme sahiptir.
KDAE kararlarına karşı itiraz süresi, 12.03.2024 tarihli ve 32487 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7499 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca iki hafta olarak güncellenmiştir (7499 sayılı Kanun, m. 18; Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 273 ).
Bu süre içinde yapılan itirazlar, kararın hukuka uygunluğunun denetlenmesini sağlar. Ancak, Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin bir kararında belirtildiği üzere, KDAE kararının usulüne uygun tebliğ edilmemesi ve itiraz süresinin yanlış bildirilmesi (örneğin 15 gün yerine 7 gün belirtilmesi), kararın kesinleşmesini engeller ve bu durumda kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden durma kararı verilmesi gerekir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2024/290, K. 2025/3987, T. 08.04.2025 Bu ilke, hukuki güvenliğin sağlanması ve bireylerin hak arama özgürlüğünün korunması açısından tebligat usulüne titizlikle uyulmasının önemini vurgular.
Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır (Türk Ceza Kanunu, m. 191/3 ). Bu süre, denetimli serbestlik müdürlüğünün teklifi veya resen Cumhuriyet savcısının kararı ile altışar aylık dönemlerle en fazla iki yıl daha uzatılabilir. Denetimli serbestlik tedbiri kapsamında, şüpheli gerek görülmesi halinde tedaviye tabi tutulabilir ve Cumhuriyet savcısı, kişinin uyuşturucu kullanıp kullanmadığını tespit etmek için yılda en az iki defa ilgili sağlık kuruluşuna sevkine karar verir. Bu tedbirlerin amacı, şüphelinin bağımlılıktan kurtularak sağlıklı bir yaşam sürmesine destek olmak ve suç işleme eğilimini ortadan kaldırmaktır. Beş yıllık erteleme süresi ve denetimli serbestlik yükümlülükleri ihlal edilmeden tamamlanırsa, şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik) karar verilir ve dosya kapatılır.
3. DENETİMLİ SERBESTLİKTE ‘ISRAR’ ŞARTI VE İHLAL HALLERİ
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kaldırılması ve kamu davasının açılması için TCK’nın 191. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen ihlal hallerinden birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu ihlal hallerinden biri de şüphelinin, kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesidir (Türk Ceza Kanunu, m. 191/4-a ).
Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, “ısrar” şartının yorumlanmasında titiz bir yaklaşım benimsemektedir. Yargıtay’a göre:
- Denetimli serbestlik yükümlülüklerine uymamakta ısrar ettiğinin kabul edilebilmesi için, şüpheliye usulüne uygun bir biçimde uyarıyı içeren ikinci bir çağrı tebligatının yapılması zorunludur.
- Tek bir çağrı tebligatına uyulmaması, tek başına “ısrar” şartının gerçekleştiği anlamına gelmez ve bu durumda kamu davası açılamaz.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2024/14349, K. 2024/7610, T. 14.10.2024 Bu ilke, şüphelinin haklarını korumak ve denetimli serbestlik tedbirinin amacına uygun olarak rehabilitasyon sürecine yeterli şans tanımak için kritik öneme sahiptir.
Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nde 10.11.2021 tarihinde yapılan değişiklikle birlikte, “yükümlülüğe uymamada ısrar” koşulunun gerçekleşmesi için gereken ihlal sayısı da güncellenmiştir:
- Yetişkin yükümlüler için bir yıl içerisinde mazereti olmaksızın ve kasıtlı olarak üç defa yükümlülüğün ihlal edilmesi “ısrar” olarak kabul edilmektedir.
- Suça sürüklenen çocuklar ve denetimli serbestlik kararının infazına başlandığı tarihte çocuk olup infaz sürecinde on sekiz yaşını dolduranlar bakımından ise, bir yıl içerisinde üçüncü kez uyarılmasının ardından bir yıl içinde dördüncü ihlalin tespit edilmesi halinde dosyanın kapatılması süreci başlatılır.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2024 tarihli bir kararında da, denetimli serbestlik yükümlülüklerine uymamakta ısrar ettiğinin kabulü için usulüne uygun uyarıyı içeren ikinci bir çağrı tebligatının zorunlu olduğu ve tek bir çağrı tebligatının yeterli olmadığı belirtilmiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2023/16425, K. 2024/17836, T. 24.04.2024 Yargıtay, normlar hiyerarşisi gereği, kanunla getirilen “ısrar” şartının yönetmelik hükümleriyle bertaraf edilemeyeceğini açıkça vurgulamıştır. Bu durum, yargılama aşamasında dahi olsa, lehe olan yeni düzenlemelerin sanık lehine uygulanmasının hukukun temel ilkelerinden biri olduğunu göstermektedir.
“Israr” şartının gerçekleşmesi halinde, Cumhuriyet savcısı tarafından kamu davası açılır. Diğer ihlal halleri ise şunlardır:
- Erteleme süresi içinde tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma (Türk Ceza Kanunu, m. 191/4-b ).
- Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma (Türk Ceza Kanunu, m. 191/4-c ).
TCK’nın 191. maddesinin beşinci fıkrası, erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu madde satın alması, kabul etmesi, bulundurması veya kullanmasının, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılacağını ve bu fiiller nedeniyle ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmayacağını açıkça belirtmektedir (Türk Ceza Kanunu, m. 191/5 ). Bu, ilk erteleme kararının kaldırılmasına yol açar, ancak bu yeni kullanım/bulundurma eylemi için ayrıca bir dava açılmaz.
4. KENEVİR EKME SUÇU İLE İÇTİMA İLİŞKİSİ
Uyuşturucu madde suçları bağlamında sıkça karşılaşılan bir diğer durum, failin hem kenevir ekimi yapması hem de bu ekimden elde ettiği veya başka yollarla temin ettiği esrarı kullanmak için bulundurmasıdır. Bu iki eylem arasındaki hukuki ilişki, suçların içtimaı (birleşmesi) prensipleri çerçevesinde değerlendirilir. Kenevir ekme suçu, öncelikli olarak 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun’un 23. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, izinsiz kenevir ekimini, failin amacına göre farklı cezalarla yaptırıma bağlar (esrar elde etme amacıyla veya kişisel kullanım amacıyla). TCK’nın 191. maddesindeki “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçu ise, kenevir ekimi sonucunda elde edilen esrarın hasat sonrası bulundurulmasını kapsar.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, kenevir bitkisinin topraktan söküldüğü veya koparıldığı anından itibaren, elde edilen esrarın amacına göre TCK’nın 188. maddesindeki “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” suçu ya da TCK’nın 191. maddesindeki “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma” suçu da işlenmiş olabilir. Bu durumda, kenevir ekme suçu ile TCK’daki uyuşturucu madde suçları arasında “gerçek içtima” hükümleri uygulanır. Yani, bu suçlar birbirlerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olmadığından, fail hakkında hem 2313 sayılı Kanun’un 23. maddesinin beşinci fıkrasının birinci veya ikinci cümlesi hem de TCK’nın 188 ya da 191. maddelerinden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekmektedir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2025/681, K. 2025/5663, T. 15.05.2025 Bu durum, her iki eylemin de farklı hukuki değerleri ihlal etmesi nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılmasını öngören ceza hukuku prensibinin bir yansımasıdır.
“Kullanmak için” mi yoksa “ticaret amacıyla” mı kenevir ekildiği veya esrar bulundurulduğu ayrımı, Yargıtay tarafından özellikle ele geçirilen madde miktarı ve kök sayısı üzerinden değerlendirilmektedir. Yargıtay, başkaca bir ticaret delili bulunmadığı sürece, genellikle 20 köke kadar dikili kenevirin kişisel kullanım kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmektedir. Ancak bu “20 kök kenevir kuralı” mutlak bir sınır olmayıp, her somut olayın kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2024 tarihli kararında da belirtildiği üzere, ekilen kenevir sayısı ile elde edilecek esrar miktarının kişisel kullanım sınırlarını aşması durumunda suçun vasfı değişmekte ve temel cezanın belirlenmesinde kök sayısı ile orantılı olarak artırım yapılmaktadır. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2023/5159, K. 2024/70, T. 08.01.2024 Bu ilke uyarınca, ekilen kenevirin miktarı tek başına belirleyici olmamakta, eylemin tüm unsurları bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, ekim yapılan yer ve yöntem, bitkilerin durumu, yan deliller (hassas terazi, paketleme materyalleri gibi) ve failin geçmişi gibi faktörler de bu ayrımda rol oynar.
5. ETKİN PİŞMANLIK VE TEDAVİ (TCK M. 192)
Türk Ceza Kanunu, uyuşturucu madde suçlarında, suçlunun pişmanlık göstermesi ve suçun aydınlatılmasına veya bağımlılıktan kurtulmaya yönelik çaba göstermesi halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını öngörmektedir. TCK’nın 192. maddesi, bu konuda önemli düzenlemeler içermektedir:
- Resmi Makamlar Haberdar Olmadan Önce Maddeyi Teslim Etme veya Suç Ortaklarını Bildirme (Cezasızlık): Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi veya kullanmak için uyuşturucu satın alan/bulunduran kişi, resmi makamlar durumu haber almadan önce; diğer suç ortaklarını, uyuşturucu maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber vererek suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu maddenin ele geçirilmesini sağlarsa, hakkında cezaya hükmolunmaz (Türk Ceza Kanunu, m. 192/1, 192/2 ). Bu düzenleme, suçun ortaya çıkarılmasına ve yayılmasının önlenmesine katkıda bulunan kişileri cezalandırmaktan vazgeçerek, toplumsal faydayı ön plana çıkarmaktadır.
- Soruşturma Başlamadan Önce Tedavi İçin Başvurma (Cezasızlık): Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, kendisi hakkında cezaya hükmolunmaz (Türk Ceza Kanunu, m. 192/4 ). Bu hüküm, bağımlılıkla mücadelede tedavi ve rehabilitasyonun önemini vurgulamakta ve kişileri gönüllü olarak tedavi olmaya teşvik etmektedir.
- Suç Haber Alındıktan Sonra Yardım Etme (Cezada İndirim): Suç resmi makamlarca haber alındıktan sonra gönüllü olarak; suçun meydana çıkmasına, fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir (Türk Ceza Kanunu, m. 192/3 ). Bu indirim, suçun aydınlatılmasına ve diğer faillerin yakalanmasına sağlanan katkının bir karşılığı olarak görülmektedir.
6. İNFAZ REJİMİ GÜNCELLEMELERİ (11. YARGI PAKETİ)
Türk Ceza Adaleti Sistemi, 25.12.2025 tarihli ve 33118 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun (kamuoyunda “11. Yargı Paketi” olarak bilinmektedir) ile infaz rejiminde köklü değişikliklere sahne olmuştur (7571 sayılı Kanun, Resmî Gazete: 25.12.2025, Sayı: 33118 ). Bu değişiklikler, özellikle TCK’nın 191. maddesi kapsamında işlenen uyuşturucu kullanma suçundan mahkûm olan hükümlüleri doğrudan etkilemektedir. 7571 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un Geçici 10. maddesinin 6. fıkrasında yapılan değişiklikle, 31.07.2023 tarihi ve öncesinde işlenen suçlar için infaz iyileştirmelerinden faydalanmak adına aranan “ceza infaz kurumunda bulunma” şartı kaldırılmıştır (7571 sayılı Kanun, m. 27 ). Bu önemli değişiklik, hükümlülerin cezaevinde kalış sürelerini kısaltmayı ve topluma yeniden kazandırılma süreçlerini hızlandırmayı amaçlamaktadır.
7571 sayılı Kanun, 25 Aralık 2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yani, 31.07.2023 tarihi ve öncesinde TCK 191 kapsamında suç işlemiş ve cezası kesinleşmiş veya yargılaması devam eden hükümlüler (aşağıda belirtilen istisnalar dışında) aşağıdaki imkanlardan yararlanabilecektir:
- +3 yıl erken denetimli serbestlik imkanı: Hükümlüler, denetimli serbestlik tedbirinden 3 yıl daha erken faydalanabilecektir.
- Açık cezaevine erken ayrılma: Kapalı ceza infaz kurumunda kalması gereken süreden 3 yıl daha erken açık ceza infaz kurumuna ayrılma imkanı sağlanmıştır.
Bu durum, binlerce hükümlü için erken tahliye imkânı doğurarak, ceza infaz kurumlarındaki yoğunluğun azaltılmasına da katkı sağlayacaktır.
Kapsam Dışı Bırakılan Suçlar: 7571 sayılı Kanun ile infaz iyileştirmesinin sınırları netleştirilmiştir. Buna göre aşağıdaki suç tipleri, 31 Temmuz 2023 ve öncesinde işlenmiş olsa dahi yeni düzenlemeden yararlanamayacaktır:
- Terör Suçları
- Örgüt Faaliyeti Kapsamında İşlenen Suçlar
- Belirli Kasten Öldürme Suçları (TCK m. 82/1-d, e, f bentleri)
- Deprem Nedeniyle Bina veya Diğer Yapıların Yıkılması, Çökmesi ya da Hasar Alması Sonucu Meydana Gelen Öldürme Suçları
- Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar (TCK m. 102, 103 ile 104/2-3 fıkraları)
7. UYUŞTURUCU ETKİSİ ALTINDA ARAÇ KULLANMA SUÇU (TCK M. 179/3)
04.06.2025 tarihli ve 32920 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7550 sayılı Kanun‘un 12. maddesi (kamuoyunda “10. Yargı Paketi” olarak da bilinmektedir) ile Türk Ceza Kanunu’nun trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu düzenleyen 179. maddesinde önemli değişiklikler yapılmıştır (7550 sayılı Kanun, m. 12 ). Özellikle uyuşturucu madde etkisiyle araç kullanma fiiline yönelik yaptırımlar artırılmıştır.
TCK’nın 179. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişilere yönelik ceza, artık altı aydan iki yıla kadar hapis cezası olarak müstakil ve daha ağır bir şekilde düzenlenmiştir (Türk Ceza Kanunu, m. 179/3; 7550 sayılı Kanun, m. 12 ). Bu değişiklik, uyuşturucu madde etkisinde araç kullanmanın yol açtığı ciddi tehlikelerin farkındalığını artırmayı ve bu tür eylemlerin önüne geçmeyi hedeflemektedir.
Bu yeni düzenleme, 04 Haziran 2025 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiştir (7550 sayılı Kanun, m. 21 ). Daha önceki düzenlemede bu fiil için üç aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülürken, yapılan değişiklikle cezanın alt sınırı yükseltilerek yaptırımın caydırıcılığı artırılmıştır. Özellikle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48. maddesi uyarınca yapılan denetimlerde uyuşturucu madde etkisi altında olduğu tespit edilen sürücüler hakkında doğrudan TCK’nın 179. maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanacaktır.
8. ÖNEMLİ MEVZUAT DEĞİŞİKLİKLERİ ÖZETİ
Aşağıda, makalede ele alınan ve 2024-2025 döneminde yürürlüğe giren temel kanuni değişiklikler özetlenmiştir:
- 7499 sayılı Kanun (RG: 12.03.2024 – 32487):
- TCK m. 191/2 kapsamındaki Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (KDAE) kararlarına karşı itiraz süresi iki hafta olarak belirlenmiştir. Bu süre, kararın tebliğinden itibaren başlar.
- 7550 sayılı Kanun (RG: 04.06.2025 – 32920):
- TCK m. 179/3’te düzenlenen alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle araç kullanma suçu için ceza, altı aydan iki yıla kadar hapis olarak müstakil hale getirilmiştir (Yürürlük: 04 Haziran 2025).
- 7571 sayılı Kanun (11. Yargı Paketi) (RG: 25.12.2025 – 33118):
- 5275 sayılı Kanun’un Geçici 10. maddesi değiştirilerek, 31.07.2023 tarihi ve öncesinde işlenen suçlar için +3 yıl erken denetimli serbestlik avantajı ve açık cezaevine erken ayrılma imkanı getirilmiştir.
- Bu düzenleme, terör, örgütlü suçlar, belirli kasten öldürme, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ve depremle ilgili öldürme suçları gibi ağır suçları kapsam dışı bırakmaktadır.
- Kanun, 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girmiş ve geriye dönük olarak uygulanabilmektedir.
SONUÇ
Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinde düzenlenen “Kullanmak İçin Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Bulundurma” suçu, kamu sağlığını koruma ve bağımlılıkla mücadele etme amacını taşıyan karmaşık bir hukuki süreci ifade etmektedir. Özellikle 25.12.2025 tarihli 7571 sayılı Kanun (11. Yargı Paketi) ile 31.07.2023 öncesi suçlara yönelik getirilen +3 yıl denetimli serbestlik avantajı ve açık cezaevine erken ayrılma imkanı, sanıklar lehine önemli bir gelişme sağlarken, bu süreç, Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (KDAE) kararı ve denetimli serbestlik tedbirleri ile failin rehabilitasyonuna odaklanmaktadır. Ancak, yükümlülüklere uyulmaması halinde ciddi hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Yargıtay’ın “ısrar” şartına ilişkin yorumları, kanunla getirilen bu şartın yönetmelik hükümleriyle bertaraf edilemeyeceğini ve denetimli serbestlik sürecindeki tebligat usullerinin ve yükümlülük ihlallerinin, özellikle de idrar testi gibi yükümlülüklerin titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. 04.06.2025 tarihli 7550 sayılı Kanun (10. Yargı Paketi) ile uyuşturucu etkisi altında araç kullanma suçunda yapılan ceza artışı ise, bu tür eylemlerin toplumsal riskine karşı devletin kararlılığını göstermektedir.
Kenevir ekme suçu ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu arasındaki “gerçek içtima” ilişkisi, failin eylemlerinin ayrı ayrı değerlendirilerek her iki suçtan da cezalandırılabileceği gerçeğini ortaya koymaktadır. Öte yandan, TCK’nın 192. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümleri, suçun ortaya çıkarılmasına katkı sağlayan veya bağımlılıktan kurtulmak için tedavi yoluna başvuran kişilere önemli kolaylıklar ve hatta cezasızlık imkanı sunmaktadır. Bu karmaşık hukuki süreçte, bireylerin hak kayıplarına uğramaması, yasal tebligat usullerine dikkat etmesi ve özellikle denetimli serbestlik yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, uyuşturucu madde suçlamalarıyla karşı karşıya kalan veya bu süreçte yer alan kişilerin, alanında uzman bir ceza avukatından profesyonel hukuki destek almaları, haklarının korunması ve doğru bir hukuki yol haritası çizilmesi açısından hayati bir gerekliliktir.
AVUKATIN ÖNEMİ
Uyuşturucu veya uyarıcı madde suçları, yalnızca ceza tehdidi içeren dosyalar olmayıp; soruşturma aşamasından infaz sürecine kadar birçok teknik ve usuli detayı bünyesinde barındıran, hata kaldırmayan bir ceza hukuku alanıdır. Özellikle TCK m. 191 kapsamında yürütülen süreçlerde, ilk bakışta sanık lehine gibi görünen Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (KDAE) ve denetimli serbestlik uygulamaları, usule ilişkin en küçük bir hatada ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle, bu alanda tecrübeli bir avukat tarafından sürecin başından itibaren hukuki destek alınması, telafisi güç hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşır.
Uygulamada sıklıkla karşılaşıldığı üzere; usulüne uygun yapılmayan tebligatlar, hatalı süre bildirimleri, “ısrar” şartı oluşmadan kamu davası açılması, denetimli serbestlik ihlallerinin yanlış değerlendirilmesi veya yönetmelik hükümlerinin kanun hükümlerinin önüne geçirilmesi gibi durumlar, kişinin özgürlüğünü doğrudan etkileyen sonuçlara yol açabilmektedir. Oysa Yargıtay içtihatları, bu tür dosyalarda şekli güvencelerin ve sanık lehine yorum ilkesinin titizlikle uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu noktada ceza hukuku alanında deneyimli bir avukatın rolü; yalnızca savunma yapmakla sınırlı olmayıp, soruşturma sürecinin hukuka uygun yürütülmesini sağlamak, müvekkilin yükümlülüklerini doğru şekilde yerine getirmesine rehberlik etmek ve özellikle denetimli serbestlik sürecinde telafisi güç hak kayıplarının önüne geçmek bakımından hayati öneme sahiptir. Nitekim birçok dosyada, avukat müdahalesi sayesinde “ısrar” koşulunun oluşmadığı tespit edilerek kamu davası açılmasının önüne geçilebilmekte veya usulsüz işlemler nedeniyle yargılama süreci durdurulabilmektedir. Bu tür teknik savunmalar, ancak mevzuatı ve Yargıtay uygulamasını yakından takip eden bir avukat desteği ile etkin biçimde yürütülebilir.
Ayrıca, kenevir ekimi ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarının içtimaı, etkin pişmanlık hükümlerinin doğru zamanda ve doğru şekilde işletilmesi, infaz rejimindeki güncel değişikliklerin somut dosyaya etkisinin değerlendirilmesi gibi konular, ancak güncel mevzuata hâkim ve uygulama tecrübesi bulunan bir ceza avukatının müdahalesiyle sağlıklı biçimde ele alınabilir.
Sonuç olarak, uyuşturucu madde suçlarıyla ilgili süreçlerde “nasıl olsa denetimli serbestlik var” düşüncesiyle hareket edilmesi, ciddi ve geri dönülmesi güç hak kayıplarına neden olabilmektedir. Bu nedenle, bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalan kişilerin, sürecin en başından itibaren alanında uzman bir ceza avukatından hukuki destek alması, adil yargılanma hakkının korunması ve özgürlüğün gereksiz yere kısıtlanmaması açısından vazgeçilmezdir. Çanakkale ilinde faaliyet gösteren Avukatlık ofisimiz bu alanda oldukça tecrübelidir.